ilişkiler & mutfak lakırdısı
annemin evindeki bazı tabakların takımı bozulmuş, renkleri ve modelleri farklı farklıydı, bunların eşleri nerede, neden bu tabakların ikisi çiçekli de üçü sade, üst raftakilere neden hiç dokunmuyoruz onları kullansak ya der dururdum, genelde de bölük pörçük yani takımından özerk tabakları ve bardakları kullanırdık ama annemin özel muamele yaptığı bir fincan takımı vardı, gül desenli, sözde kemik tozundan yapılmış şöyle florasana doğru kaldırıp ışığa tuttun mu içi görünenlerden,
neyse
o fincanlarda kahveleri içer içmez fincanları yıkayıp kurulayıp bir an önce yerine koyardım, fincanın gözünün içine bakardım başına bir şey gelmesin diye, keyif yapmak isterken her seferinde bir gerginlik yaşatırdı bana o fincanlar...
geçenlerde annemin evine gidince elime alıp baktım da o fincanlara, takım bir tane fire vermiş, kırılan bir fincanı yapıştırmış annem süs diye duruyor, sen de eskidin be dedim ha bu 6. parça burada dursa ne durmasa ne! Bak dedim, dokun bile eskisi kadar pürüzsüz değil, pütür pütür olmuşsun!
hiç anlamazdım eşyalar nasıl eskirdi, en başında nasıldı da bu hale geldi!
kendi evimde yaşamaya başlayınca eşyaları takip etmeye başladım, bazısı elimde kalıyor kimisi durduğu yerde çatlıyor birisi elimizden düşüyor falan filan...
eşyalar yavaş yavaş eskimeye başladığında benim mutfak da anneminkine benzemeye başladı,
ben ev işi yaparken sadece iş mi düşünüyorum; yoooo, beynimin içi horozköy mahallesi gibi,
e işte bu mahallede cümlelerim çok daha güzel sıralanmıştı da elimdeki işi bırakıp yazmaya gelene dek çok vakit kaybettim ve o edebi sıralar karıştı ....
mutfak eşyaları ile ilişkilerimiz birbirine çok benzemiyor mu?
bazen çevremizdeki insan ilişkileri de böyle gibi geliyor bana evet, mutfak eşyaları, ilişkilerimize benziyorlar....
kimisi hazırda bekleyen yepyeni tabaklar gibi, ilişkilerimiz yani, kimisi sürekli dibimizde takımdan uzak ama içine ne koysan taşır, yüksünmez, söylenmez, incinmez, incitmez, öylece idare ediverir
bazıları annemin fincanı gibi özel, her gün bir kere buluşur, incinmesin diye elinden geleni yaparsın ama vakti zamanı gelince zaten kırılacak bir damar bulur ... sonra da emanet durur takımın içinde ...
kimisi tencere gibi mesela; kalabalıklar ona sığar, dertler de öyle ama lekelendiği zaman çıkartmak için epey emek verirsin vermen gerekir...
bir kısmı küçük çay tabağı gibi; sürekli elinin altında, varlığı ancak kırılınca fark edilir, dersin ki nasıl olsa birkaç tane daha var,
bazıları kesme tahtası gibi; çizik çizik, ama gösterişsizce elinden geleni yapar,
çeyizden gelen kristal bardaklar gibi bazı ilişkiler, başına bir şey gelmesin diye hiç kullanmazsın ama kullanmadıkça bir bakmışsın ki yıllar seni ondan onu senden uzaklaştırmış usulca,
bazıları ise rende gibi, biraz dikkatsiz oluver minicik deler parmak etini, bir haftayı aşar acısı, gün içinde minik minik de rahatsız eder seni
bazıları çaydanlık gibi; altta kaynar, üstte demlenir, yaklaşmanın da uzaklaşmanın da zamanı vardır, uzaktan uzağa anlamazsın da fokurdadığını şöyle bir yanına gidip demlenmiş mi diye bakarken buhar yanığı oluverirsin...
liste uzar gibi de lakırdı olsun diye yazmak istedim,
ilişkilerimiz mutfağa benziyor desem yeri kısaca!
ne onla ne onsuz!