şu hayatta üst komşun gibi olacaksın

üst kattaki komşumla henüz tanışmadığımı fark edebilirsiniz diye düşünüyorum bu başlıktan, muhtemeldir ki tanışmış olsam onu anlamaya çalışmış olacağım, empati sağaltmaya çalışacağım vs. derken gelip burada kendimce ne olup bittiğini anlatmak istemeyebilirdim zannımca...

doktorantlık süreci bitince çalışmalara evde devam eder oldum; ev çoğu zaman iyi geliyor ancak bir yandan da kültürel bir yalnızlıkla baş başa bırakıyor beni; böyle baya iyiyim yazıyorum, anlatıyorum, okuyorum, araştırıyorum, bisiklet sürüyorum, hatta öyle sürüyorum ki bir beden zayıflamışım, ah hatta öyle sürüyorum ki mahallemizde oturan hocalarıma bisikletin üstünden selam dağıtıyorum; "merhaba hocam," "hocam merhaba" ama onlar benim kim olduğumu hâlâ kestiremiyor, kafamda kask gözümde gözlük ben olsam ben de kestiremezdim, onlara hak veriyorum ve bu gizemli olma halinin tadını çıkartıyorum, ee sonra minik bir atölyem var onu da mı yapsam bunu da mı yapsam diye dağılıyorum sonra toplamayı öğreniyorum derken zamanı yiyorum işte.

ev ne demek; üretim demek benim için; düşünceler, epoksiler, mutfak, günceler

kendi kendime kurduğum bir akademi 

sonra merak ediyorum ev nedir sahi diye ve Cogito'nun 120. sayısını ediniyorum, eh bahçeye ineyim de keyifle okuyayım derken asansörde bir hanımefendiyle karşılaşıp "aaa ders mi çalışacaksın?" diye bir soru alıyorum; "evet ders de diyebiliriz", "öğretmen misiniz" , "evet öğretmen de olabilirim" diyorum bu ara herkesin suyuna gidiyorum

neyse komşularla böyle bir bağ içindeyim; asansörde kokularından tanıyorum, kapıcı abiye kapı açıyorum, karşıdaki yaşlı teyzeyi ise hiç görmüyorum, göremiyorum, kapıyı açınca ayakkabıları dışarıda olduğunda her şeyin onun için yolunda olduğunu düşünüyorum ama mimari konumlanış dolayısıyla kapımı her açtığımda onun ayakkabılarını göremiyorum, çıkıp koridorun yarısına kadar yürümem gerekiyor...işte hani olur da yemeği yoktur bir kase ben vereyim desem aklıma bin tane soru düşüyor, ay acaba dokunur mu, yaşlı kadına bir şey olur mu, vs.vs. zaten o da pek pas vermiyor bana, sert biraz ama burada başka bir şeyden bahsetmek istiyorum, kadını göremiyorum demiştim ya; 

sadece ikimizle de ilgili değil birbirimizi göremiyor oluşumuz; İsmail Gezgin hoca'nın Cogito'daki deyimiyle; "....insan gündelik yaşamında üzerine giydiği dar bir elbise gibi, mimari izin verdiği ölçüde eylem gerçekleştirebilir...eve giriş duvarın izin verdiği açıklıktan yapılır, komşu ile ilişki mimari planda düzenlenerek mahremiyet, mülkiyet, hukuk ve diğer bazı toplumsal değerler insanlara ve yaşama dayatılır....." 

belli ki hesapsız ve ölçüsüz bir mahremiyette seyrediyor bu mimari düzen;

evin duvarları ne kadar kalın olursa olsun üst üste yaşam bende bir sıkkınlık yaratıyor, henüz tanımadığım üst komşumun psikolojik travmalarına bu kadar yakından şahit olmak beni rahatsız ediyor, kullandığı olumsuz söz kalıplarını duymak, yüzünü görmeden sesini tanımak beni rahatsız ediyor, kocasının kızını sevme tarzı ve babacan halleri yüzümü güldürse de mimari yapı, karşı komşumla olan ilişkimi yönettiği gibi üst komşumla olan ilişkimi yönetemiyor...